Azmi Amca ve 'Aniko'





AZİZ AZMİ FENERCİOĞLU’NUN AZMİ SAYESİNDE “MALATYA MALATYA” OYUN HAVASININ ÖNCEKİ YORUMUNA ULAŞTIK
Av. Selami YÜCEL
e-mail: selamiyucel@hotmail.com
Aziz Azmi Fenercioğlu Malatya Kültürü, tarihi, doğası ve müziği ile iç içe olmuş, önemli görevlerde bulunmuş, Muzaffer Sarısözen’e “Bilalımsın Bilalım” ve “Büyük Cevizin Dibi” isimli iki türkü vermiş ve bu türküleri TRT repertuarına kazandırmış, doksan iki yaşında bir çınardır. “Bilalımsın Bilalım”, TRT arşivinin Kahramanmaraş coğrafyasında, “Büyük Cevizin Dibi” türküsü de Malatya/ Arapkir yöresinde kendini bulmuştur. Kendisi Malatya kültürünün ve müziğinin tanıtılması için çaba gösteren, yazılar yazan, kitap hazırlığı içinde bulunacak derecede de genç ve dinamiktir. Aynı zamanda Celal Yalvaç Bey’in de ilkokul öğretmenidir.
1930’lardan kalan ve halen belleğinde bulunan beş altı Malatya türküsünü kendisinden kayda aldım ve bu arada “Malatya Malatya” oyun havasının ilk versiyonunu onun sayesinde bulduk. Esas itibarı ile tarihçi olmadığım için beni Malatya’nın türkü ve müzik tarihi daha çok ilgilendiriyor. Fenercioğlu yaşantısı ve yaşı itibarı ile de Malatya müziğini ve müzik ortamını en iyi bilen Malatyalı bir şahsiyet olarak kabul etmek, azmi ve kültür çalışmaları için de takdir etmek gerekiyor.
Fenercioğlu, beni gördüğü zaman hayretler içerisinde kaldı. “Malatyalılar bu işe fazla itibar etmezler sen nereden bulaştın bu işe?” demez mi! Gelin kendisine sözü verelim…
AZİZ AZMİ FENERCİOĞLU SÜLALESİNİ TANITIYOR:
“Ana tarafından aşağı yukarı dokuz yüz senelik Malatyalıyım. Tarih orda. Büyükannemin dedesi Karacabey’dir. Sülale olarak Memlûkilere dayanır. Bunu biz rivayet olarak bilirdik.
Hafız Paşa 1837 de Malatya’ya gelmiş. O zaman Malatya’nın nüfusu 12.000 kişi. Hafız Paşa’nın ordusu 40.000 kişi civarındaymış. Oraya yerleşmişler. Şimdiki Malatya’nın bulunduğu yere ise Asbuzu derlermiş. Malatya’yı yani Eski Malatya’yı harap etmişler. Malatyalılar bağımızı bahçemizi niye harap ettiniz diye Hafız Paşa’ya karşı gelmişler ve sonuçta epeyi Malatyalıyı Hafız Paşa canından etmiş. Eski Malatya’nın yedi adet kapısı var. Bu kapılardan birisi de Dündaroğlu Kapısı’dır. Buralar da yakılmış. Rüstem Bey diye bir bey var. İzolu tarafında. Kazanın hakimi. Fırat üzerinde bir adet geçit var. Bu geçit Rüstem Bey’e ait. Ordu kışı Malatya’da geçiriyor. Fırat üzerinden ordu geçerken büyükannemin dedesinin babası Ahmet Bey, ben de buraların hakimiyim diye orduya geçit vermek istememiş. İsyan edenlerden bir kısmını kesmişler, bir kısmını da İstanbul’a götürmüşler. Bu olaylar Sultan Abdülmecid’in zamanı. 1843 de Sultan Abdülhamit doğmuş. Karacabey’i de İstanbul’a götürmüşler. Karacabey 12 yaşında bir çocuk imiş. Abdülhamid’in doğumu vesilesi ile ve yaşının küçüklüğü itibarı ile Karacabey affedilmiş. O da gelmiş Hasırcı civarına yerleşmiş.
Eski Malatya’da medrese vardı. Baba tarafında da Molla Fenari’ye dayandığımız söyleniyor. Fenercioğlu, Molla Fenari’den geliyor. Babam biraz içkiye düşkündü. Dedem ise Malatya’nın ser komiseri idi. Onun babası Hasan Efendi Malatya’nın Mal Müdürü idi. Ben hem eğitimciyim, hem hukukçuyum.
Pir Hüseyin Bey vardır. Pir Hüseyin Bey’in on altı oğlundan birisi de Rüstem Beydir. Rüstem Bey Çemişgezek ve havalisinin beyidir. O havalilere Komü nahiyesi denirdi. Ailem de Komü ailesinden gelir. Elimdeki şu miras senedi bunu ispatlamaktadır. Büyükannemin adı Eminedir.”
FOLKLÖRLE İLGİSİ:
Aziz Azmi Fenercioğlu, gerek ailesinin Malatya’nın en köklü ailesi olması, kendisinin Malatya folkloru ile yoğrulması, gerekse de babasının müziği ve keyfi sevmesinden dolayı Malatya türküleri, örf ve âdeti ve kültürü ile iç içe yaşamıştır. Belgeli yaşama alışkanlığı ve kuvvetli hafızasından dolayı 1920’lerden itibaren o zamanki Malatya’yı tüm yönleri ile hatırlamaktadır. Zaman zaman Malatya ile ilgili yazılar ve şiirler de yazmaktadır. Maşallah, şu anda bile yoğun bir faaliyet içerisindedir. Eski yıllarda “Malatya’da Düğün”, “Seferberlik Yıllarında Malatya’da Yaşam”, “Emine Hatun’un Rüyası”, “Malatya’da Kış Hazırlığı” anılarını ve “Sılaya Mektup” şiirini sayabiliriz. İsterseniz Azmi Amcamızın “Sılaya Mektup” isimli şiirinden birkaç dizeyi aşağıya yazalım.
Sılaya Mektup
Bahar gelip kış günleri geçende
Kernek çıkıp soğuk suyun içende
Bahçelerde menekşeler açanda
Çağır gardaş ben de gelem sılaya
Seher yeli ılgıt, ılgıt eserken
Giderseniz Pınarbaşı’na erken
Ayran içip kâğıt kebabı yerken
Çağır gardaş ben de gelem sılaya
Horatada koyu çaylar kaynarken
Sazlar çalıp şen türküler söylerken
Davul vurup üçayakta oynarken
Çağır gardaş ben de gelem sılaya
Unutmadım kesmeceyle bastığı
Kuru dutu fındık ile fıstığı
Minder serin arkasında yastığı
Hazırlayın, ben de gelem sılaya
Azmi Fenercioğlu. 2003
ÜNLÜ DERLEYİCİ MUZAFFER SARISÖZEN’LE TANIŞMA:
Aziz Azmi Fenercioğlu leyl-i meccani yani parasız yatılı Sivas Muallim Mektebi sınavını kazanır ve Sivas’a gider. O zamanlar Muzaffer Sarısözen Sivas Muallim Mektebi’nin müzik hocası imiş. Daha sonra onu derleyici olarak halk müziği arşiv şefliğine getirmişlerdir. 1935 ve 1936 yıllarıdır. Muzaffer Bey öğrencilerine “Anadolu’yu dolaşıyorsunuz. Dolaşır iken bulduğunuz türküleri bana getirin dermiş”. Öğrenciler ve bu arada Aziz Azmi Fenercioğlu da derledikleri türküleri ona verirlermiş. Bu arada Malatya türküleri de gündeme gelirmiş. Bazı Malatya türkülerini açık saçık diye Sarısözen repertuvara almamış. Örneğin: “Harman Yeri Yaş Yeri, Usul Bas Yavaş Yeri” türküsü bu türkülerden bir tanesidir. Fakat ben açık saçık şeklinde değerlendirmediğimden, o türküyü de Azmi amcamıza okuttum ve kayda aldım. Muzaffer Sarısözen’e Malatya’da fazla itibar etmemişler ve türkü vermekten de bazen kaçınmışlar.
1930 LU YILLARDA MALATYA’NIN MÜZİK VE KÜLTÜR ORTAMI:
Malatya bağlık bahçelik, birçok yerden çıkan kaynak suları, arkları ve dereleri ile cennet güzelliğinde bir yer idi. Her avludan mutlaka bir ark geçer ve avluda da küçük de olsa bir havuz olurdu.
Fenercioğlu o ortamı şöyle anlatıyor: “Muzaffer Sarısözen hocamıza “Havuzbaşının Gülleri” isimli türkü bizim Malatya’nın hocam neden Elazığ’a mal ettin dediğimde, Malatya’da fazla kişi ile temas kuramadığını söyledi. Kaynak bulamamış. Zaten havuzbaşı Malatya’da var. Bir sundurmadır. Yüksekte bir oda vardır. Gelen misafirler orada kalır. Misafirler eğlendirilir. Saz çalınır ahenk yapılır. Elazığ’da havuzbaşı yok ki. Malatya’ da o dönemde okunan “Güvercinin Beyazı”, “Necibe’nin Çifte De Kürkü” bence Malatya türküsüdür. Sadi diye keman çalan bir arkadaş bu türkünün Malatya’ya gelen muhacirlerin içinde olan bir aşk meselesinden dolayı Necibe’nin öldürülmesi olayı üzerine yakılmış Malatya türküsü olduğunu söylerdi. Bir türkü daha var. “Mamalı’nın Düz Yazısı” türküsü. Tefci Zılğey (Zılhey) vardı. Malatya’nın ilerigelen aileleri havuz başında toplanırlardı. Akşamları erkekler müzikli geceler düzenlerlerdi. Gündüzleri ise hanımlar müzikli havuzbaşı toplantıları yaparlardı. Gündüz Zılğey gelir çalınır söylenirdi. Dedim dilber ne durursun, “Mamalı’nın Düz Yazısı” türküsünü Zılğey’den aldım. Zılğey yüksek perdeden okurdu, sesi de çok güzeldi.
Malatya’da Halkevleri vardı. Eskiden Türk Ocağı diye yapılmıştı. Şimdiki Atatürk Evi. Burada çalışmalar olurdu, balolar orda yapılırdı, konferanslar verirdik. Ben tarih kolunda çalışırdım. Tarih kolu başkanımız da İsmail Kotan’dı. Halkevi Başkanı Karaköylü Mustafa Efendi idi. Sonra Malatya milletvekili oldu. Müzik korosu vardı. Enver Öğretmen hem kemençe çalar, hem de hocalık yapardı. Enver Bey’in abisi de keman çalardı. Nedense Muzaffer Hoca ondan bahsetmemiş. Malatya’daki halkevi çalışmaları örnek bir çalışma idi. Şimdi bilmiyorum ne oldu? Malatya Parkı Askeri Depo idi. Karşısında şehit mezarlığı vardı, şehit mezarlığının üzerine halkevleri yapılmıştı. Etrafta da tarla ve bahçeler vardı.”
Malatya’nın bağlarında da erkekler sık sık içkili ve kadınlı oturak âlemleri yaparlarmış. Bağlardan bahçelerden çalgı, zil sesi ve müzik eksik olmazmış. O zamanlar müziğin, yaşamda, kültürde çok önemli bir yeri varmış başka bir anlatımla müzikle yaşam iç içe imiş.
Aziz Azmi Fenercioğlu’nun bu anlatımları ile örtüşen kayıtlar elimizde mevcuttur. Nitekim bizzat Muzaffer Sarısözen tarafından 29.8.1937 tarihinde “Güvercinin Beyazı” türküsü Beşir Karaaslan’dan, “Havuzbaşının Gülleri” türküsü de aynı tarihte Kadir Ağa’dan Malatya türküsü olarak derlenmiş ve kayda girmiştir. Armağan Coşkun Elçi tarafından 1997 yılında yazılan Muzaffer Sarısözen isimli kitapta kayıtları görebilirsiniz. İşte Malatya ve Malatya müziği bu idi. Ancak; sebebi bilinmeyen nedenlerden dolayı bazı türküler Elazığ adına kaydedilmiş. Türküler konusunda yorum ve incelemeler yaparak her şeyi yerli yerine oturtmak ve zaman geçmeden gerçeklere ulaşmaya yardım etmek bizim görevimizdir. Benzer türkülerin farklı yerlerde okunmasını da gayet doğal karşılıyorum.
AZİZ AZMİ FENERCİOĞLU SAYESİNDE ÜÇAYAK YANİ “MALATYA MALATYA” OYUN HAVASININ İLK VERSİYONUNU BULDUK VE NOTALADIK:
Malatya Malatya oyun havası yani üçayak hakkında çeşitli görüşler dile getirildi. Bu oyun havası 1950’lerden itibaren şimdiki şekilde söyleniyordu. Daha sonra bu türkü Selahattin Alpay tarafından Hakkı Coşkun’dan derlenmiştir. 4/4 vuruşlu türkünün bir varyantını da Bedri Karahan ve Sami Kasap okumuştur. Bedri Karahan tarafından okunan türkü tarafımdan derlenmiş Volkan Erdoğan tarafından notaya alınmıştır. Bu oyun havası Malatya Malatya oyun havası gibi 4/4 vuruşlu olup benzerlik taşımakla birlikte her iki oyun havası gerek müzik ve gerekse de söz açısından farklılıklar göstermektedir. Derlediğim her iki türkünün de notaları ekli olup, müzik severler arzu ederler ise türkülerimizi okuyabilirler.
Türküyü notaya alan Volkan Erdoğan üçayak dediğimiz oyun havamızı şöyle yorumlamaktadır: “Bu türkü ikinci ölçeğe kadar uşşak makamında. Üçüncü ölçüde yani; Koç kurban kestirem geldiği gece kısmında muhayyer oluyor. Yani diğer yerler uşşak. Şimdi okunan Malatya oyun Havası 4/4 lük. Ancak Azmi Bey, C yani sebare okumuş, davul ve zurna çalışına göre yorumlamış. Şu an türkü Malatya Malatya’nın orijinali gibi duruyor. Neden öyle duruyor? Çünkü; bu türkünün okunuşu halk oyunu ritminde, diğer türkü ise klasikleştirilmiş, klasik sazlarla çalınır hale getirilmiş gibi. Notaya aldığım Aniko türküsünü oynaması daha kolaydır, ayak ritmine daha uygundur.”
Türkünün ortalama seksen senelik bir mazisinin olması, kaynak kişinin bu oyun havasının atalarından intikal ettiğini söylemesi ve hayatta olması, Muzaffer Sarısözen’e yani repertuara iki türkü kazandırması, türküleri olgun düzeyde ve bilerek icra etmesi, türkünün fazla nağme içermemesi, diğer türkülere nazaran daha yalın olması notaya aldırttığım Aniko türküsünün bugünkü söylenen oyun havasına kaynak olabileceğini göstermektedir. Ayrıca; Oyun havamızı daha sonra icra eden Mahalli türkücülerimizden Sami Kasap ile Bedri Karahan’ın nakarat kısmında Aney aney fistanı yeşil cümlesini kullanması olayı perçinlemektedir. Derlediğim Aniko türküsünde Malatya sözcüğü geçmemektedir. Aniko sözcüğü “sevgili” anlamındadır.
Zaten, Aziz Azmi Fenercioğlu da bugün okunan Malatya Malatya türküsünün bugünkü okunan şekilde olmadığını, orijinalinin kendisinin okuduğu gibi olduğunu söylemiştir. Ben de Azmi Bey kadar iddialıyım. Malatya üçayağı oyun havasının sözleri de şöyle.
(Aniko’mun anikosu var neylesin beni)2
(Koç kurban kestirem geldiği gece)2
(Aney aney aney aney fisdanı yeşil)2
(Soyun da gel oyuna parası peşin)2
(Aniko’ma yaptırdım yeşil bir fistan)2
(Anıko’mun kaşına gözüne kurban)2
(Aney aney aney aney fisdanı yeşil)2
(Soyun da gel oyuna parası peşin)2
Aziz Azmi Fenercioğlu; Malatya kültürüne halen hizmet etmekte ve yazılar yazmaktadır. Ayrıca Malatya kültürünü kitap haline getirme hazırlığı içerisindedir. Örnek Malatya’lı Aziz Azmi Fenercioğlu’nun amaçlarını gerçekleştirmesini ve hizmetlerine uzun süre devam ettirmesini can-ı gönülden diliyorum. Sağlıcakla ve mutlu kal Azmi amca. 24 Haziran 2010 Ankara
