Gitmek ve Kalmak Üzerine..

Baba toprağına son gelişimde, kadim dostum Bülent Yalvaç beni dönüşte havaalanına bırakırken Malatya Park’ın önünden geçtik. Akşamın karanlığında tüm albensiyle ışıl ışıl duran alışveriş merkezinin... İlk gençliğimin anılarını yeşerten Şeker Fabrikası arazisinde sağlı sollu ‘modern şehir’ manzaraları göz kırpıyordu. Yolun solunda, bakımlı parkın kenarında Şahin Ağabey’in (Doğan) çok yakında çay-kahve mekanı olmakla kalmayıp, şehrin kültürel buluşma dergahlarından biri olacağına kalıbımı basacağım şık Atlas Kafe’si de bizi selamlıyordu.
Bülent, çok önemsediğim bir şey anlattı: “Hali vakti yerinde aileler, eskiden çocuklarını Malatya’da tutamamaktan şikayetçiydi. Gençler, ‘Ne var ki Malatya’da? Gidip güzel vakit geçireceğimiz bir yer bile yok” diye yakınırdı. Hafta sonları uçağa atlayıp İstanbul’a giderdi. Şimdi aileleri de mutlu. İstanbul’dakileri aratmayacak bir alışveriş-eğlence merkezi kazandı Malatya. Gençler medeni bir ortamda, gözden uzakta olmadan vakit geçiryor.”
Bizim büyüdüğümüz zamanlarda tüm taşra şehrilerinin ortak “sıkıntı paydası”ydı Bülent’in naklettiği örnek. Daha iyi okullarda okumak için... Daha modern, albenili ortamlarda yaşamak için... Daha iyi şartlarda iş bulmak için... Taşra taassubundan kurtulup daha serbest ortamlarda büyümek için... Sebep ne olursa olsun, Malatya’dan “kaçıp kurtulmak” bir hedef olmuştu...
Aslında bu durum, örneği genellersek Türkiye’nin haliyle de örtüşüyor. Bugün ABD’den Avrupa’ya, Rusya’ya kadar, dünya coğrafyasının her köşesinde, köklerinden ve toprağından kopup giden Türkler var. Daha iyi iş, daha iyi yaşam uğruna... Zaten ruhu göçebe milletiz. Bir de “şartlar” dayatınca, suyun her gedikten fışkırıp akıp gitmesi gibi, kendi nehrimizi, okyanusumuzu arayarak “kaynaktan” uzaklaşıyoruz...
Oysa doğrusu bu mu? Doğduğumuz topraklarda doyarak, ailemizin ve dostlarımızın yanında mutlu olarak, kök salarak yaşamak daha özenilesi bir şey değil mi? Göçmen kuşlar gibi uçup gitsek de, sonra daha donanımlı olarak kendi memleketimize dönmek, bilgimizi-birikimimizi o topraklar için harcamak işin doğrusu değil mi? Malatya Lisesi’ni bitirip İstanbul’a üniversite okumaya giden yeni yetme velet, orada stajını yapıp Malatya’ya dönse, gazeteyse oranın gazetesinde, mühendisse oranın toprağında, doktorsa oranın hastanesinde çalışsa daha fazla “artı değer” katmaz mı memleketine?
İşte Malatya “modernite” yolunda kazanımlar elde ettikçe, “kaçılıp gidilen gurbet” ile “sıla” arasındaki makas kapandıkça, bundan sonra şehrin düzeyinin de yükseleceği, kabuğunu değiştireceği, hayat standartlarının yükseleceği günler yakındır.
Üstad Çetin Altan’ın dediği gibi, enseyi karartmayalım. Tıpkı matbaanın gelmesine kendi “haklı nedenleriyle” ayak direyen hattatlar ve ulema olması gibi, “modernite” yolunda atılan her adıma da karşı çıkanlar olacak. Elbette herkes kendi kişisel çıkarlarını öne koyacak. Ama ortak akıl, “ortak çıkar”ların daha meşakkatli, daha uzun, daha dikenli yollardan yürünerek çıkılacak bir ışık olduğunu söylüyor.
Malatya’nın gençleri Malatya’yı “ilk fırsatta terk edilecek” değil, “kök salınacak” toprak olarak görebilecekleri “modernite nimetleri”ne kavuştukça iş daha da kolaylaşacak. Bazı eserler taş, toprak ve çimentodan daha fazla şey ifade eder...
01 Nisan 2010 Perşembe - Malatyahaber.com
Yazıcıya gönder
